Sayın Velimiz,

Kaldığınız yerden devam etmek için giriş yapıp kayıt olabilirsiniz.

İyi okumalar ve başarılar dileriz.

Elmadil — Edildikçe Kızarır

Heidi — Heidi

Seviyenize uygun İngilizce hikaye okuyun. Anlamadığınız cümlelerin yanındaki + butonuna tıklayarak Türkçe çevirisini görebilirsiniz.

🌳 A2.1 Seviye 📝 36 Cümle ⏱️ 5 Dakika 🔤 Orta Temel Kelimeler

Hikayede Geçen Temel Kelimeler

pasture mera, otlak
cabin kulübe, dağ evi
wheelchair tekerlekli sandalye
weak zayıf, güçsüz
breathe nefes almak
recover iyileşmek
miss özlemek
adventure macera
valley vadi
freedom özgürlük
surprised şaşırmış
suddenly aniden, birdenbire
step adım
encourage cesaretlendirmek
reach ulaşmak, erişmek
promise söz vermek
heal iyileştirmek, şifa vermek
trust güvenmek
grateful minnettar
unforgettable unutulmaz
courage cesaret
horizon ufuk

Heidi

Heidi

Heidi was a cheerful young girl who lived high in the Swiss Alps.
Heidi, İsviçre Alplerinde yüksekte yaşayan neşeli genç bir kızdı.
She lived in a small wooden cabin with her old grandfather.
Yaşlı büyükbabasıyla küçük ahşap bir kulübede yaşıyordu.
Their cabin was the most beautiful place in the whole valley.
Kulübeleri tüm vadinin en güzel yeriydi.
Every morning, Heidi woke up early and ran out to the green pastures.
Her sabah Heidi erken uyanır ve yeşil mera alanlara koşardı.
Heidi's grandfather was a quiet man, but he loved her more than anything.
Heidi'nin büyükbabası sessiz bir adamdı, ama onu her şeyden çok severdi.
After breakfast, he always gave her fresh goat milk and warm bread.
Kahvaltıdan sonra her zaman ona taze keçi sütü ve sıcak ekmek verirdi.
"The mountain air is better than any medicine," he said with a smile.
"Dağ havası her ilaçtan daha iyidir," dedi gülümseyerek.
Heidi laughed and went outside to take her two goats to the pasture.
Heidi güldü ve iki keçisini meraya götürmek için dışarı çıktı.
One autumn day, a carriage came slowly up the narrow mountain road.
Bir sonbahar günü, dar dağ yolundan yavaşça bir araba geldi.
When the carriage stopped, Heidi saw a pale girl sitting in a wheelchair.
Araba durduğunda Heidi, tekerlekli sandalyede oturan solgun bir kız gördü.
The girl's name was Clara, and she came from a rich family in Frankfurt.
Kızın adı Clara'ydı ve Frankfurt'ta varlıklı bir aileden geliyordu.
Clara looked around at the mountains and said, "It is so much bigger than I imagined!"
Clara dağlara bakarak, "Hayal ettiğimden çok daha büyük!" dedi.
"Welcome! I am Heidi. I am so happy you came," said Heidi warmly.
"Hoş geldin! Ben Heidi'yim. Geldiğine çok sevindim," dedi Heidi sıcacık bir sesle.
Clara was weak because she never breathed fresh mountain air before.
Clara zayıftı çünkü daha önce hiç temiz dağ havası solumamıştı.
The next day, Heidi took her to the pasture to see the goats and the flowers.
Ertesi gün Heidi onu keçileri ve çiçekleri görmesi için meraya götürdü.
Clara watched the goats jumping freely and she smiled for the first time in months.
Clara keçilerin özgürce zıplamasını izledi ve aylarca sonra ilk kez güldü.
"I never saw anything more beautiful than this view," she said quietly.
"Bu manzaradan daha güzel bir şey görmedim hiç," dedi sessizce.
Every day, Heidi pushed Clara's wheelchair closer to the highest pasture.
Heidi her gün Clara'nın tekerlekli sandalyesini en yüksek meraya doğru iterdi.
Clara drank fresh goat milk every morning, so she was getting stronger each week.
Clara her sabah taze keçi sütü içti, bu yüzden her hafta biraz daha güçleniyordu.
Grandfather watched them from the cabin and felt grateful for their friendship.
Büyükbaba onları kulübeden izledi ve dostluklarına içten minnettarlık duydu.
"Heidi is the best medicine for Clara," he thought to himself.
"Heidi Clara için en iyi ilaçtır," diye düşündü kendi kendine.
One sunny morning, when Heidi was picking wildflowers near a big rock, she heard a shout.
Güneşli bir sabah Heidi büyük bir kayanın yanında yabanî çiçek toplarken bir ses duydu.
She turned around and saw Clara standing up slowly, holding the side of her wheelchair.
Döndü ve Clara'nın tekerlekli sandalyesinin kenarına tutunarak yavaşça kalktığını gördü.
Heidi was so surprised that she dropped all her flowers on the grass.
Heidi o kadar şaşırdı ki elindeki tüm çiçekleri çimene düşürdü.
"Come on, Clara! You can do it! Take one more step!" she called out excitedly.
"Haydi Clara! Yapabilirsin! Bir adım daha at!" diye seslendi heyecanla.
Clara took three careful steps forward, then she suddenly laughed out loud.
Clara üç dikkatli adım attı, sonra birdenbire yüksek sesle güldü.
That evening, Grandfather lit the fire and they all sat together in the warm cabin.
O akşam büyükbaba ateşi yaktı ve hep birlikte sıcak kulübede oturdular.
"I want to come back here every summer," Clara said, and she took Heidi's hand.
"Her yaz buraya geri gelmek istiyorum," dedi Clara ve Heidi'nin elini tuttu.
"I promise you can always come back," said Grandfather, and he smiled at both girls.
"Her zaman geri gelebileceğine söz veriyorum," dedi büyükbaba ve her iki kıza da güldü.
Heidi looked out at the dark horizon and felt the happiest she ever felt in her life.
Heidi karanlık ufka baktı ve hayatında hiç hissetmediği kadar mutlu hissetti.

Bu Hikayeyi İndirin

Hikayeyi çevrimdışı okumak, yazdırmak veya sınıfta kullanmak için Word formatında indirin.

Anlama Soruları — Comprehension Questions

1. Why did Grandfather say that mountain air is better than any medicine?
2. What did Clara say when she first saw the mountains?
3. Why was Clara weak when she first arrived on the mountain?
4. What do you think helped Clara get stronger? (Choose the best answer.)
5. What does Clara's promise to return every summer tell us about her feelings?
Doğru Cevap